GüncelMakaleler

POLİTİK-GÜNDEM | Kriz Sertleşirken Mevzi Tutmak ve Kazanmak!

İktidar yaşanan ekonomik kriz karşısında bir yönetememe krizi içerisinde “en iyi bildiği” şeyi yapmakta ve saldırılarının dozajını artırmaktadır.

Emperyalist kapitalizmin Covid-19 salgını nedeniyle keskinleşen ekonomik krizi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal saldırısıyla birlikte daha da derinleşmiş durumda.

Fiili olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle belirginleşen emperyalist bloklar arasındaki kriz, eşgüdümlü uygulanan siyasal ekonomik yaptırımlarla devam ettiriliyor. Bu durum başta emperyalist-kapitalist merkez ekonomileri olmak üzere varolan ekonomik krizi daha da derinleştiriyor.

Krizin en önemli göstergesi emperyalist-kapitalist merkezlerde enflasyonun yükselmesi olarak yaşanmaktadır. Emperyalist-kapitalist devletler, yükselen enflasyonu denetim altına alabilmek için faiz oranlarında artırıma gitmeye başladılar. Nitekim örneğin ABD Merkez Bankası, 1994 yılından beridir en yüksek artışı gerçekleştirerek, faiz oranını 0.75 puan yükseltmiş durumdadır. ABD Merkez Bankası’nın bu hamlesini İngiltere ve kimi Avrupa Birliği devletleri Merkez Bankaları da takip etti.

Emperyalist merkezlerde uygulamaya konulan bu adımların önümüzdeki süreçte ekonomik büyümede durgunluğa neden olacağı uyarıları yapılmaktadır. ABD Merkez Bankası, enflasyona karşı mücadeleye öncelik verme adına faiz oranını artırırken ABD ekonomisinin büyüme perspektifini de düşürmüş durumdadır. Benzer ekonomi politikalarının diğer emperyalist merkezlerde de uygulamaya konulacağınını kestirmek zor değildir.

Uygulamaya konulan bu politikalar önümüzdeki yıllarda emperyalist mali sermayenin krizinin daha da derinleşmesi dahası bu ülke halklarının ekonomide yaşanacak durgunluğa paralel olarak daha fazla işsizlik ve yoksulluk gerçeğiyle karşı karşıya kalmasına neden olacaktır. Bu durum beraberinde kapitalist ülkelerde, içte ırkçı ve göçmen karşıtı hareketlerin, burjuvazi tarafından daha fazla önünün açılması ve desteklenmesi, dışarıda ise daha fazla emperyalist saldırganlık ve “vekalet savaşları”nı getirecektir.

Emperyalist mali sermayenin derinleşen ekonomik krize yönelik bu adımları beraberinde aralarında Türkiye’nin de olduğu bağımlı ülke ekonomilerini doğrudan etkileyecektir. Ekonomik bağımsızlığı olmayan, emperyalizme her anlamda bağımlı ülke ekonomileri, emperyalist merkezlerde yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik durgunluktan daha fazla etkilenecektir. Bu eşyanın tabiatı gereğidir.

Bunun anlamı örneğin Türkiye ekonomisinin şu anda yaşadığı ekonomik krizin daha da derinleşeceğidir. Yine örneğin tahıl ihtiyacının önemli bir kısmını Ukrayna ve Rusya’dan karşılayan Afrika kıtasının kıtlık ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır.

Emperyalist merkezlerde faizlerin artırılması aralarında Türkiye’nin de olduğu yarı-sömürge ülke ekonomilerini doğrudan etkileyecek, bu ekonomilerdeki emperyalist mali sermayenin kendi merkezlerine dönüşünü artıracak ve buna bağlı olarak, emperyalist mali sermayeye göbekten bağlı olan bu türden ekonomilerin borçlanma maliyetinin yükselmesine neden olacaktır. Bu durum

örneğin Türk lirasının döviz kuru karşısında değer kaybının artarak sürmesine neden olacaktır.

Diğer bir ifadeyle günümüzde Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin daha da derinleşeceği, iğneden ipliğe her şeye yapılagelen zamların süreceği, enflasyonun yükseleceği, işçi sınıfı ve emekçi halkın alım gücünün düşeceği, buna bağlı olarak işsizliğin ve yoksulluğun daha da artacağıdır.

 

Yüksek enflasyon=Halk düşmanlığında ısrar!

Emperyalist ekonomiler yüksek enflasyonla mücadele için faiz artışına giderlerken, Türkiye’de “ekonominin kitabını yazan” R.T.Erdoğan’ın, “faiz sebep enflasyon sonuç” teorisi doğrultusunda atılan adımlar, enflasyonu daha da yükseltmiş durumdadır. Resmi veriler Türkiye’de enflasyonun son 24 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını göstermektedir. TÜİK Mayıs ayında enflasyon aylık yüzde 2.98 yıllık ise yüzde 73.50 olarak açıklamak zorunda kalmıştır. (3 Haziran)

Öte yandan bu rakamın gerçekleri yansıtmadığı, Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) mayıs ayına ilişkin enflasyon oranları verilerinden anlaşılmaktadır. ENAG mayıs ayında aylık bazda enflasyonun yüzde 5.46, 12 aylık artışı ise yüzde 160.76 olarak açıklamış durumdadır. (3 Haziran)

Net olarak ifade etmek gerekir ki, yüksek enflasyonun nedeni işbilmemezlik ya da liyakatsizlik değildir. Son derece bilinçli bir sınıfsal tercih söz konusudur. R.T.Erdoğan liderliğinde bir avuç asalak Türkiye halkını soymaktadır. Türk lirasının döviz karşısında aşırı değer kaybı ve yüksek enflasyon bu bir avuç asalak için iyi bir şeydir. Nitekim AKP’li Numan Kurtulmuş, Türk lirasının erimesinden duyduğu büyük mutluluğu gizlememektedir: “Eski dönemde maalesef Türk lirası çok değerliydi. Bu ortaya ithalat çıkarıyordu. Çok şükür son yıllarda yavaş yavaş Türkiye bundan uzaklaştı” açıklamasını yapabilmektedir. (16 Haziran)

Dahası kurulan soygun düzenini, yüksek enflasyonla mücadeleyi değil de “çarkların dönmesi”ni tercih ettiklerini, dolayısıyla geniş halk yığınlarını değil de bir avuç asalağın kazanmasını tercih ettiklerini Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati açık açık söylemektedir: “Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik…Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor. Büyümeyi tercih ettiğimiz için büyüme rakamları iyi geliyor, büyüme istihdama da olumlu olarak yansıyor.” (6 Haziran)

Soygunun boyutu öyle bir aşamaya evrilmiş durumdadır ki bu duruma patronların örgütlenmesi bile uyarma ihtiyacı duymaktadır. TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, 15 Haziran’daki Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Fakirleşerek büyüyoruz. Enflasyonla mücadelede dünya faiz artırırken, biz tersi bir politika izliyoruz. Artan risk seviyesi sürdürülemez, geleneksel politikalara dönmeliyiz” uyarısında bulunma ihtiyacı hissetmektedir.

TÜSİAD’ın bu uyarısının nedeni Türk hâkim sınıflarının kendi aralarındaki çıkar çatışması ve özellikle de, TÜSİAD’ta temsil edilen komprador burjuvaların döviz kurunun yükselmesiyle, kârlarının düşmesi tehlikesinin ortaya çıkmasıdır.

Yoksa TÜSİAD’ta temsil edilen hâkim sınıf klikleri, AKP iktidarı döneminde kârlarına kâr katmışlar, servetlerini daha da büyütmüşlerdir. Döviz kurundaki her yükseliş bu kliğin dışarıdan borçlanması başta olmak üzere çıkarlarına zarar vermektedir. Dolayısıyla bu uyarının nedeni işte bu kurulu düzenin tehlike düşme olasılığının ortaya çıkmış olmasıdır.

Nitekim bir dönem AKP iktidarının Ekonomi Bakanı olan ve tasfiye edildikten sonra kendi partisini kuran Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan; “Bugün büyük bir kaygıyla karşınızdayım. Bugün, ülke olarak bir uçurumun eşiğine geldiğimizi söylemek ve hükûmeti derhal göreve çağırmak üzere karşınızdayım. Kaygılıyım; çünkü ülkemizin temerrüt riski, yani iflas riski, bugüne dek görmediğimiz bir seviyeye ulaşmış durumda.

Ekonomik ve finansal bir beka sorunuyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin kredi notu tarihin en kötü seviyesine indi. Türkiye’nin temerrüt, yani iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS tam 836 baz puana çıktı. Bu gösterge uçağın radarı gibi. Pilota ‘Uçağın yönünü değiştirmezsen dağa çakılacaksın’ diyor” demektedir. (15 Haziran)

AKP iktidarının düşük faiz ısrarının nedenlerinden biri Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ) olmak üzere, inşaat ve enerji alanında halkı soyan bir avuç yandaş “çete”nin çıkarlarını korumak üzerinden şekillenmektedir.

KOBİ’ler AKP iktidarının önemli sınıfsal dayanaklarındandır ve bu işletmeler düşük faizle iş görmektedirler. Enerji ve inşaat alanlarında faaliyet gösteren ve adı “beşli çete”ye çıkmış (ki daha fazladırlar) yandaşların soygun düzeninin “hazine garantili” olmasıdır. Dolayısıyla bu “çete”nin zarar etme olasılığının halktan toplanan vergilerle karşılanma taahhüdünün olmasıdır.

Bu nedenle R.T.Erdoğan TÜSİAD’ın bu çıkışına; “TÜSİAD’ın başına gelen beyefendi, dış politikada sen bize ders veremezsin, sen daha çıraksın, dün bir bugün iki, haddini bil” diyerek yanıt vermektedir. (15 Haziran) Her ne kadar mesele “dış politika” üzerinden “ayar vermek” olarak görülse de asıl olarak, iç politikaya yönelik bir söylemdir. Seçim sathı mahalline girildiği koşullarda R.T.Erdoğan kendi kitlesini “zenginlere ayar veren lider” olarak konsolide etmektedir.

“Çok alametler belirdi!”

Ne var ki AKP-MHP iktidarı açısından ekonomik krizin sarsıcı etkisi sadece yüksek enflasyon ve halkın alım gücünün düşmesi ve iktidara yönelik desteğin düşmüş olması olarak ortaya çıkmamaktadır. Örneğin rejimin önemli destekçilerinden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) 2022 Mayıs’a ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistikleri çarpıcı bir gerçeği ortaya koymaktadır. Buna göre Mayıs ayında 2 bin 54 şirket kapandı. Yılın ilk 5 ayında kapanan şirket sayısı 7 bin 597’yi buldu. Mayıs 2022’de, kapanan şirket sayısı 2021’in aynı ayına göre yüzde 259.7, kapanan kooperatif sayısı yüzde

671.4 ve kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısının ise yüzde 122.2 yükselmiş durumda olduğu belirtilmektedir. (17 Haziran) Bu gerçeklik AKP-MHP iktidarının toplumsal desteğinin erimesinin nedenine de işaret etmektedir.

AKP-MHP iktidarının ekonomik krizle kitle desteğinin azalması, hakim sınıf klikleri arasındaki dalaşı da artırmış durumdadır. Dalaş özellikle “seçim” tartışmaları üzerinden şekillenmekte, iktidar kliği devlet aygıtının baskı araçlarını kullanarak, muhalefet ve halk üzerinde terör estirmekte, muhalif burjuva kliği ise “seçim sandığı”nı işaret ederek, “az kaldı” propagandasıyla kitlelere sokağa çıkmama çağrısı yapmaktadır.

Ekonomik krizle birlikte AKP-MHP iktidarının kitle desteğinin azalması beraberinde dış ve iç politikada yeni gelişmeleri doğurmaktadır. R.T.Erdoğan’ın dışa yönelik hamaset yüklü saldırgan politikası esasen yaşanan ekonomik krizle doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu saldırgan söylemin emperyalistler karşısında bir hükmü yoktur.

Örneğin Sezgin Baran Korkmaz’ın Avusturya’dan ABD’ye iade kararı dikkat çekicidir. SBK’nın Türkiye’de özellikle bürokrat burjuvaziye yedirdiği rüşvetler dikkate alındığında, kendisinin ABD’de itirafçı olması ABD’nin elini güçlendirecektir. Bu durum örneğin önümüzdeki süreçte TC’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine yönelik itirazı da dahil olmak üzere bir dizi dış politika meselesinde geri adı atmasına da neden olacaktır.

AKP-MHP iktidarı sadece emperyalistlerin kendi çıkarları için izin/yol verdiği konularda adım atabilir. Irak ve Suriye Kürdistanı’na yönelik saldırganlık ve işgal saldırıları bu kapsamdadır. TC, Kürt ulusunun kazanımlarını ortadan kaldırmak için elinde ne varsa pazarlık konusu yapmaktadır. Faşizmin içerdeki her sıkışma hali, Irak Kürdistanı’na ve Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını arttırma ihtimalini doğurmaktadır.

Rejimin iç dengelerinde “derin bir kavga”nın yaşandığı, burjuva ana muhalefet partisi liderinin SADAT gibi hamlelerinden anlaşılsa da örneğin Necip Hablemitoğlu cinayetinde yaşanan gelişmeler daha kapsamlı hazırlık ve kapışmalara işaret etmektedir. Kendisini “ulusalcı” olarak propaganda eden kimi çevrelerin “devlet” adına R.T.Erdoğan savunuculuğuna soyunmuş olmaları, düzenin ve devletin bekası adına yaşanan dalaşa işaret etmektedir. Dalaşın boyutu ve şiddeti arttıkça halka yönelik saldırıların artma ihtimali vardır.

 

Devrimci mevzileri güçlendirme görevi

Hakim sınıf kliklerinin ekonomik krize bağlı olarak kendi aralarındaki dalaş sürerken, işçi sınıfı ve emekçi halka büyük bir yoksulluk ve açlık dayatılmış durumdadır. Geçimlerinin çalışarak kazanan milyonlarca insan, yüksek enflasyon karşısında eriyen maaşlarıyla yarınlarını göremeyecek durumdadır. Halk kitlelerinde yükselen itiraz ve isyan sesleri bunun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası Emek ve Araştırma Dairesi’nin (EMAR) açıkladığı “Gelir, Yaşam ve Yoksulluk Araştırma Bülteni”ne göre her gün artan enflasyonla birlikte eşitsizlik ve yoksulluk daha da derinleşmektedir. Gıda enflasyonu yüksekliğinin halkın gıdaya ulaşımını da zorlaştırdığı belirtilen raporda, “2019 yılında 27.1 milyon kişi (% 33.6) iki günde bir et, tavuk vb. ihtiyaçlarını karşılayamadığı belirtilmektedir. Bu sayı 2021 yılına gelindiğinde 4.6 milyon kişi artarak 31.7 milyon kişi ile yüzde 38.3’e yükseldi” denilmektedir. (17 Haziran)

Gelinen aşamada enflasyonun daha da yükselmesi beraberinde ülke nüfusunun neredeyse yarısının bu rakama dahil olduğunu söyleyebiliriz. Ve hatta daha da ileri giderek, halkın önemli bir kısmının başta gıda olmak üzere en temel ihtiyaç maddelerine ulaşmadığını, derin bir yoksulluk ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz.

İktidar yaşanan ekonomik kriz karşısında bir yönetememe krizi içerisinde “en iyi bildiği” şeyi yapmakta ve saldırılarının dozajını artırmaktadır. HDP ve HDK’ya, devrimcilere ve muhaliflere yönelik tutuklama saldırılarının yanında örneğin sarı, kırmızı, yeşil şal giyen düğün sahiplerinden, Selahattin Demirtaş tişörtü giyen çocuklara, Amed’de Kürt halkının sesini duyuran gazetecilere uzanan bir gözaltı ve tutuklama saldırısı, tüm hızıyla sürmektedir.

Bu saldırıların yeterli olmadığı yerde rejim “sosyal medya yasası”yla kendisinin sesi dışında en ufak aykırı bir sesi bastırmak ve cezalandırmak istemektedir.

Bu koşullar altında işçi sınıfının, kadınların, Kürt halkının direniş içinde olduğunu not etmeliyiz. Nitekim Ocak ve şubat aylarında çoğu sendikasız olan çok sayıda işyeri ve fabrikada işçilerin fiili ve meşru grevleri dipten gelen dalganın birer yansımasıdır.

Yine örneğin 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin yıldönümünde TTB ve hekim sendikaları ile beraber toplam 11 sendika, birlik, dernek ilk kez birlikte hareket ederek greve çıkmıştır. Yüzbinlerce sağlık çalışanı TBMM’de görüşülen yasa teklifinin beklentileri karşılamadığını dile getirmek için iş bırakmıştır. (15 Haziran)

Bu örnekler bize, işçi sınıfının, emekçilerin, Kürt halkının, Alevilerin, kadınların ve LGBTİ’lerin, gençlerin kısacası bütün ezilen sınıf ve katmanların direnme ve mücadele pratiğine işaret etmektedir. Birleşik devrimci mücadele açısından tarihsel günlerden geçtiğimizin bilinciyle, anın devrimci görevinin, kitlelerin bu direniş ve mücadele pratiği içinde, kazanılan mevzileri koruma, yeni yeni mevziler kazanmaktan geçtiği ortadır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu